DÜNYA KAN AKAN MUNZUR’UN SESİNİ DUYMADI

Nesimi ADAY

İnsanlık tarihi ne yazık ki cinayetler, katliamlar ve soykırım hikayeleriyle doludur. Havva ile Âdem’in çocukları arasında başlayan kardeş kavgası çağlar boyu sürecek bir cinayetin suflesi oldu. Kâbil’in Hâbil’e vurduğu ‘hançer’, Cemal Süreya’nın dizesiyle ‘iki ciğer arasında bağlantı kuran’ bir yaraya dönüştü.

Amerika kıtasında ‘beyaz adamların’ Kızılderili yerlilere uyguladığı soykırım ile İngilizlerin, Aborjinlere yaptığı soykırım hala lanetlenmekte.

İnsanlığın daha yakın tarihinde ise Nazilerin Yahudi ve Çingenelere yaptığı katliamlar hatırlanır. Sayısız film ve kitabın yazılarak lanetlendiği holokost, Almanların özür dilemesiyle bir nebze acıları dindirmiş oldu.

 

Okumaya devam et “DÜNYA KAN AKAN MUNZUR’UN SESİNİ DUYMADI”

HORASAN’DAN NASIL GELDİK?!

Türkiye’deki Alevilerin çoğu ve Dersimlilerin neredeyse tamamı Horasan’dan geldik derler. Bunun maddi temelleri nedir, en azından gerçek midir araştıran soran olmamıştı pek. Oysa Horasan’dan sadece gelen olmamıştı, giden de olmuştu. Hatta gidip gelen olmuştu. Uzun bir tarih aralığına tekabül eden bu göçlerin bilinen en büyüğü ise Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail savaşı sırasında cereyan etmişti.

Yine başka bir klişe de Horasan’dan gelenlerin Orta Asyalı Türk olduğuydu. Oysa yapılan alan çalışmaları ve tarihsel kaynaklar bunun hiç böyle olmadığını gösteriyor. Horasan’dan Anadolu’ya hele Dersim ve çevresine yerleşen Alevilerin hemen tamamının aslen Kürt (Kurmanç-Kırmanc/Zaza) oldukları, dahası sadece Alevi olmadıkları, Sünni ve Şafii Kürtlerin de bu göç yollarına düşürüldüğü/düştüğü görülüyor.

Araştırmacı-Yazar Faik Bulut, Alevilerin sosyokültürel belleğinin başat argümanı Horasan için yollara düşmüş ve bu tarihsel süreği yerinde gözlemlemiş. 

Okumaya devam et “HORASAN’DAN NASIL GELDİK?!”

İSİM, ŞEHİR, DEVLET

Çocukken ‘‘isim-şehir’’ oyunu oynamışsınızdır. Bu yaşlarda bilgiyi oyunlaştırıp verince çocuğa, daha erken öğreniyorlar. Zira ağaç yaşken eğilirmiş. Zaman büyüklerin hayatına doğru akınca, çocuklar da unutuveriyor oyunları.
Bu zaman akışı ‘normal’ yaşanan hayatlar için böyle. Bir de anormal koşullar var. O durumlarda çocuğun oyununa devlet ve uzamları girer. Bu çocuklardan bazılarının payına yaşından fazla kurşun düştüğü de olur. Ulus devletlerin uykusunu kaçıran ‘ötekiler’in çocukları kendine ait olanı istemeye başlayınca, Uğur Kaymaz gibi ‘devlet dersinde, kara tahtanın altında öldürülürler.’

Okumaya devam et “İSİM, ŞEHİR, DEVLET”

ZER: ŞARKININ YOLCULUĞU

Kürt sineması denilince; siyasal iklimin, sosyal alanı sakatlamasından kaynaklı olmalı ki hep bir politik bağlam kuruluyor. Bu yaklaşım da hem yönetmeni, hem de filmi, kurmacadan koparıp, rasyonel kalıplara hapsediyor. İzleyici bu aplikasyonla filmde zaman ve mekan ilişkisini reel gerçeklikle kurmaya çalışıyor.

Bu örgütlenmiş olgu; filmi sanatsal yaratım bağlamından uzaklaştırıp, salt bir gerçeklik düzleminde tutmaya neden oluyor. Bu bir tehlike aslında. Sanata bu optikten bakınca, kendi dar kalıplarımızın hegemonyasına teslim oluyoruz. Kürtlerin siyasal ve sosyal alanını baskılayan bu anlayışın, günlük yaşantıdan, sanatsal üretim alanlarına kadar, geniş bir yaşam alalını yönlendirdiğini söyleyebiliriz. Bu basınç, aynı zamanda Kürt siyasal hayatını ve aktörlerini de etkisi altına alıyor. Verili kalıplar, mağdurun da diline ve davranışına sirayet ediyor. Böylece Kürt siyasal alanı, sanat  yaratımlarında bir mahalle baskısına da dönüşebiliyor.

Okumaya devam et “ZER: ŞARKININ YOLCULUĞU”