GÖNÜL ŞEHRİNDE BİR GEZGİN:
ALİ EKBER ÇİÇEK

Gerçekleri göstermek, gerçeğe kavuşmak ve gerçeği olduğu gibi insanlara anlatmak için çalışmış bir sanatçıyım. Cahilden uzak, kâmile yakın oldum, büyüklerime saygı ile, küçüklerime sevgi ile yaklaştım, konuşulan her kelâmı ibadet gibi dinledim, kimseyi acizlik ve bilgisizlikle itham etmedim, elini bana bir uzatana, iki defa uzattım. Kendi noksanlarımı, ariflerin güzel söz ve davranışlarıyla tamamlamaya çalıştım.

Okumaya devam et “GÖNÜL ŞEHRİNDE BİR GEZGİN:
ALİ EKBER ÇİÇEK”

ZER: ŞARKININ YOLCULUĞU

Kürt sineması denilince; siyasal iklimin, sosyal alanı sakatlamasından kaynaklı olmalı ki hep bir politik bağlam kuruluyor. Bu yaklaşım da hem yönetmeni, hem de filmi, kurmacadan koparıp, rasyonel kalıplara hapsediyor. İzleyici bu aplikasyonla filmde zaman ve mekan ilişkisini reel gerçeklikle kurmaya çalışıyor.

Bu örgütlenmiş olgu; filmi sanatsal yaratım bağlamından uzaklaştırıp, salt bir gerçeklik düzleminde tutmaya neden oluyor. Bu bir tehlike aslında. Sanata bu optikten bakınca, kendi dar kalıplarımızın hegemonyasına teslim oluyoruz. Kürtlerin siyasal ve sosyal alanını baskılayan bu anlayışın, günlük yaşantıdan, sanatsal üretim alanlarına kadar, geniş bir yaşam alalını yönlendirdiğini söyleyebiliriz. Bu basınç, aynı zamanda Kürt siyasal hayatını ve aktörlerini de etkisi altına alıyor. Verili kalıplar, mağdurun da diline ve davranışına sirayet ediyor. Böylece Kürt siyasal alanı, sanat  yaratımlarında bir mahalle baskısına da dönüşebiliyor.

Okumaya devam et “ZER: ŞARKININ YOLCULUĞU”

VİVA KAZIM KOYUNCU!

Çoğumuz Zuğaşi Berepe’yi yani Denizin Çocukları’nı biliriz. Hatırlarsınız, Zuğaşi Berepe, Lazların müziğine ve bağlamında da kimliğine önemli göndermeler yapan bir müzik topluluğuydu. İyi çalışmalar yaptı ve iki yıl önce dağıldı. Şimdi grubun kurucularından Kazım Koyuncu, “Viya” isimli bir solo albümle tekrar karşımızda. Albüm, istisnalar hariç, beklendiği gibi Lazca şarkılardan oluşuyor. Okumaya devam et “VİVA KAZIM KOYUNCU!”

BARIŞ, KANADI KIRIK KUŞ

Rivayet edilir ki İbrahim Peygamber, Nemrut tarafından ateşe atıldığı vakit, kuşun biri gagasında küçük ve kuru bir dal ile gelip ateşi harlandırmış. ‘’Bu koca yangının içinde senin küçük dalın kıymeti ne olur ki?’’ diye sorduğunda İbrahim, ‘’Olsun’’ demiş kuş, ‘’Düşman olduğumuz belli olsun.”

Derken başka bir kuş, gagasında bir damla su ile gelip yangını söndürmeyi denemiş. ‘’Ey minik kuş’’ demiş İbrahim, ‘’Senin o bir damla suyun bu alevlere neyler ki?’’ Kuş ‘’Olsun’’ demiş, ‘’Dost olduğumuz belli olsun.’’

Ne dostluğumuzun ne de düşmanlığımızın belli olduğu bir kavgadayız.

Okumaya devam et “BARIŞ, KANADI KIRIK KUŞ”

SÜRGÜNÜN GECESİNE AY DOĞMAZ

Kaval, keman, dağlar ve insan çığlığı. Bunun cevabını Nizamettin Ariç verebilir. Çünkü o doğduğu topraklardan, daha çocukken ayrılmak zorunda kalan bir sürgün.

Birileri hüznü ve acıyı bize ihbar ediyor. Bir kadın sesi, bir dengbêj ve bir çocuk. Su bile susar akarken, rüzgâr sesini yitirir dağlarda. İnsanın yüreğindeki acıyı nasıl da resimliyor bu kederli mey sesi. Kuytuluğunuzda gizlediğiniz o kimsesiz yanınız nasıl da çıkıyor gün yüzüne bir cura’nın yanık sesiyle. Nasıl da birikiyor gözlerimizde, mazlum bir halkın tarihi. Nizamettin Ariç, salınca göğe sesinin kuşlarını; Amed iki gözü iki çeşme ağlar Dicle’nin üzerine, utanır başı dumanlı Ağrı, utanır asi Fırat, kederlenir Munzur…
Okumaya devam et “SÜRGÜNÜN GECESİNE AY DOĞMAZ”

ŞARK ISLAHAT PLANI YÜRÜRLÜKTE

Hz. Muhammed ile Hz. Ali’nin kumanda ettiği Hendek Savaşı, haklı olarak İslam aleminin belleğinde güncelliğini koruyor. Salman-i Farisî’nin o müthiş stratejisi övgüyü hak ediyor. Ama İslam aleminin çoğunluğu Kürtlerin, 1389 yıl sonra kendilerini korumak için açtıkları hendeklerin başında vahşice öldürülmelerine, camilerinin bombalanmasına ses çıkarmıyor. Aksine Diyanet’ten destek fetvaları alıp, dini siyasete alet ediyorlar. Buna karşı ‘sivil cuma eylemleri’ yapan halkı da terör destekçiliğiyle suçluyorlar

1925’te Şark Islahat Planı’yla baskılanan Kürt hak ve özgürlüklerinin bugünkü kavramsal karşılığı ‘’Çökertme’’ ve “Terörle Mücadele Eylem Planı” olmuştur. Siyasal alanı, ekonomik alana tahvil etmekle yetinen Davutoğlu, yaşamsal pratiklerle pek bir bağlamı olmayan ve bol temenni içeren programlar açıklıyor. Başta Cizre ve Sur olmak üzere bir çok il ve ilçe merkezinde, halkın ‘özyönetim’ isteği, devletin katliam boyutuna varan şiddetine maruz kalıyor. Yani devlet, hikayesine, kaldığı yerden devam ediyor.

Okumaya devam et “ŞARK ISLAHAT PLANI YÜRÜRLÜKTE”

BARBAR VE İSLAM

Neyi bekliyoruz böyle toplanmış pazar yerine?

Bugün barbarlar geliyormuş buraya.

Neden hiç kıpırtı yok senatoda?

Senatörler neden yasa yapmadan oturuyorlar?

Kavafis

 

Selçuklu Vezir Nizamülmülk (1018-1092), İslam dünyasında felsefeye savaş açan âlim devlet adamlarından biriydi. Müslümanlar arasında felsefi düşüncenin gelişmesini önlediği gerekçesiyle İbn-i Rüşd, İbn-i Tufeyl ve İbn-i Bacce gibi önemli âlimler, felsefe adına, ona karşı bildirimlerde bulunmuşlardı. Ama dogma, mantığa baskın gelmiş, İslamiyet dogmalardan kurtulamamıştı.
Nizamülmülk’le benzer görüşte olan Gazâlî de Aristoteles, İbni Sina ve Farabi’nin mantık eksenli felsefi anlayışına karşı çıkıp, inançla mantık arasına duvar örmüştü. Gazâlî, İslam inanç felsefesi olan Kelâm’ın daha çok Akaid kısmına önem vermiş ve akıl yerine sezgiyi ön planda tutmuştu. Böylece din ve akıl arasındaki büyük savaşın fitilini de ateşlemişti.

Okumaya devam et “BARBAR VE İSLAM”