Hızır, Xızır, Hazır, Nazır…

Babam anlattıydı: “Babam ölmüş, yetim bir çocuk olarak anamla bir birimize tutunmuşuz. Üç günlük Hızır (Xizir) Orucunu tutan anam, son günün gecesi kawutunu (1) özene bezene hazırladı, sonra bir bezle güzelce sarıp, kendince evde itibarlı gördüğü bir köşeye bırakıp, Hızır’ın gece gelip hünerli ve bereketli ellerini sürmesini dileyip, uyudu.

Üç ya da dört yaşlarında olmalıyım, aklım olanlara eriyor. Anamın uyumasını bekledim. Kalkıp özenle sarılmış çıkını, yine özenerek açtım ve anneme sabah sevinci niyetine sol elimi kawuta bastırdım.

Sabah anamın sesiyle uyandım: ‘Delîl.. Delîl rabe, Xizir hatiye mala me..’’ (2) Anam sevincini bir hawarla tüm komşu teyzelere duyurdu; hanemize Hızır’ın bereketi gelmişti.

O sabah ne anam ne de onun bahtiyarlığına canı gönülden ortak olan komşularımız, qawutun üzerindeki minnacık el izinin koca sakallı Bozatlı Hızır’a ait olamayacağı ihtimalini akıllarına bile getirmediler..’’

Bir yetim olan babam ve annesinin hanesine elbette el verecekti Hızır; çünkü çağırmışlardı; çünkü yetim bir çocuğun ve dul bir kadının çağrısına bigane kalmaz imiş Hızır.

Zamanın ve mekanın ötesinde

Hızır kültünün olduğu bütün kültürlerde zaman ve mekana sığmayan bir ‘ilahtır.’

Hızır’a dair ortak bir bellek oluşmuştur. O zamanların ve mekanların dışında bir yerdedir ama uzak değildir. Hep hazır ve nazırdır. Musa Peygamber’e sabır ve bilgi öğütleyen insan-ı kâmil olarak tarihe yazılmıştır.

Ab-ı hayat içip ölümsüzlük mertebesine varmış, bilgi ve görgü hazinesine sahip; darda kalanın imdadına yetişen, dertliye derman bulan, hasta olana şifa getiren, kısmet açan, sabırlı olmayı öğreten, zor zamanda mucize yaratan, kalbi pak olanın, kendisini çağıranın hep yanındadır.

O en çok da öksüz ve yetimlerin, yoksulların, mazlumların, dertlilerin darına yetişen ak sakallı bir ermiştir ve kendisi gibi ölümsüz olan boz bir atı vardır; onun için bir adı da ‘’Bozatlı Hızır’’dır.

Çileya Mezin, Çileya Paşin…

Kürt Alevi inancına (Rêya Heq-Hakyolu) göre; yıl ‘çile’ zaman aralığında ikiye ayrılır. İlk zaman dilimi 40, ikincisi, 20 ve üçüncüsü de 30 gün olmak üzere toplam 90 gün eder. Kürtçe “Çileya Mezin’’ (Büyük Kırk) denilen ve 40 (çil) gün süren bu zaman dilimi (21 Aralık-30 Ocak) aynı zamanda dervişlerin kırk günlük çilesine de tekabül ediyor. Yine yeni yıl bayramı olan Gağan (Gaxan) da bu sure içinde kutlanır. (Bkz. Gezik: Muhtelif.)

30 Ocak ile 20 Şubat zaman aralığına da ‘’Çileya Paşin’’ yani ‘’Son kırk’’ deniliyor. Hızır Orucu ise bu ikinci kırklık zaman diliminin sonu olan 20-21 Şubat’a kadar bitmiş oluyor.

Hızır Orucundan sonra ise Heftemal/Hewtomal (4) günleri başlar. Cemrenin evrelerini içermesi bağlamında kainatın yedi günde yaratılması mitosuna kaynaklık eden bu günler ağırlıklı olarak Dersim ve Koçgiri bölgesinde silik olsa da yaşanıyor hala.

14 Mart – 21 Mart arasında geçen Heftemal/Hewtomal günleri bu döngüsel takvimin unsurlarından biri olarak önem arz eder.

Dört elementin (hava, su, toprak, ateş) yaşam döngüsündeki devri daimi 186 gündür. 21 Mart Newroz Bayramı ile başlayan bahar 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece yaz mevsimine dönüşür ve 8 Kasım’a kadar döngüyü devam ettirir. 6 Mayıs’ta başlayıp 8 Kasım’a kadar devam eden süre ise yılın ikinci yarısı olarak hesaplanır.

Bu iki zaman aralığında yeni yıl olarak kutlanan Gağan (Gaxan) ile başlayıp, 13-14-15 Şubat’ta Hızır Orucu (Roj(c)iya Xizir), 14-21 Mart arasında kutlanan Heftemal gibi kutsal günlerle Newroz’a ordan da Hıdırellez’e varır. (5)

Hızır Orucu ve lokması..

Hızır inancı, İran, Azerbaycan, Irak, Suriye, Lübnan, Cezayir gibi daha birçok ülke ve bölgede kabul görür.

Hıdırellez törenleri Türkiye, Irak ve Kuzey Makedonya tarafından UNESCO’ya İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesine başvurusu yapılmıştır.

Adıyla anılan iki kutsal gün binlerce yıldır anılıp, kutlanıyor.

İlki şu günlerde tutulan (cemrenin düşmesi) ve hak sayılan Hızır Orucu (Rojiya Xizir), onun kutsal aşı olan kawutun bir lokma olarak pay edilmesi ve oruç bitiminde yapılan Hızır Cemidir.

Diğeri de bir bahar şöleni (doğanın kendini yenilemesi) olan Hıdırellez (Hızır/Hıdır-İlyas) şenlikleridir.

Alevi Türkmenler‘in bir kısmı asimilasyondan kaynaklı bu hak orucunu tutmazlar ve Sünnileşen halkın büyük bir kısmı da Hızır’ı kutsar ama orucunu tutmaz, kutsal yemeği olan kawutu bilmez. Ama bahar bayramı olan Hıdırellez popüler bir figür olarak eğlenceli bir şekilde kutlanır.

Kürt Aleviler ve onlarla komşu olan Türkmen Aleviler ise çoğunlukla 13-14-15 Şubat’ta (son günün perşembe olması kaydıyla..) bir ibadet olarak üç gün oruç tutarlar. Tokat Alevileri başta olmak üzere yedi gün tutan da var. (Bkz. Yıldırım, 2018: 283)

Ama bu yedi günlük oruç, 12 İmam Orucunda olduğu gibi ‘karşılama’ günleri ile çoğalmıştır. Bir başka farklılık da lokma kısmında yaşanır. Kürt Alevilerin ekseri çoğunluğu kawut aşı yaparken, Türkmen, Çepni ve Tahtacılar’da kömbe lokması dağıtırlar.

Yine yöreye göre değişen kurban adağı da vardır. Ama Hızır Cemi, biçimsel değişimler gösterse de hemen hemen tüm Alevilerde ortak yapılan bir ibadettir.

Aşiret yapısının güçlü olduğu Dersim gibi dağlık bölgelerde ise Pir tüm cemlere yetişsin diye cem törenleri sıraya konulur. Bu nedenle Hızır Orucu ve Cemi aşiretler arasında statik değil, ihtiyaca göre yer değiştirir.

Hızır’da tutulan üç günlük oruç Yarsanilerde (Raê Haq) kışın tutulan üç günlük Marnow Orucu (Eyd-e Khâwankâr) ve akabindeki Khawankar bayramı ile aynı köken olabilir. Ancak bu konuda yeterli literatür oluşmamıştır henüz. 

Yine üç gün tutulan bir ‘kurtuluşu’ orucu olan ‘’Qawaltas’’, Hızır orucu gibi kışın tutulur. Ama bu iki oruç da Sultan Sahak’a adanmıştır. Bu oruç ve bayramlarda Hızır’ın adı geçmediği gibi Qawut ritüeli de yoktur. (Bkz. Omarkhali, 2014: 56)

Dersim hinterlandında (ve ayrıca Çorum-Maraş-Erzurum-Kars) kutsiyeti ve manası yüksek olan üç günlük Hızır Orucunun, Nusayrilerde ve Türkmen Alevilerde hemen hiç tutulmaması, orucun Yaresan bölgesinden biçim değiştirerek (ya da orada biçim değiştirerek) günümüze kadar geldi sanılıyor.

Oruç ve ona bağlı ritüellerin Nusayriler’de görülmemesi dışında da başka yapısal farklar vardır. Örneğin Dersim ve Antakya (daha çok Samandağ) arasındaki Hızır inanç farklılıklarında biri makam/mekanlardır.

Dersim (ve Kürt Alevi bölgeleri) bölgesindeki Hızır makamlarının doğal yapılardan oluşmuş olmasına rağmen, Antakya-Samandağ bölgesindeki makamların büyük kısmı insanlar tarafından yapılmıştır. (Bkz. Türk, 2002: 78, Tozlu-Ürkmez, 2017)

Bu bölgede rüya vb. içsel göstergelerin bir şeyhin desturuyla makama dönüşmesi geleneği oldukça yaygındır. Mekansız olduğuna inanılan Hızır’a insan eliyle çok sayıda mekan/makam üretilmesi bir paradoks olarak görülebilir.

Sümer tabletlerinden Kuran’a Hızır kültü..

Sümer tabletlerindeki Gılgamış’ın denizin dibinde ölümsüzlük otunu araması, yılanın otunu çalması, ölümlü olduktan sonra Enkidu ile karşılaşması ile Kitab-ı Mukaddes’teki ölümsüz İlya ve Elişa’nın (peygamberlerin) seyahatleri esnasında iyilik, bereket ve şifa dağıtması ile İskender’in ölümsüzlük çeşmesini (Ab-ı hayat) ararken ölü balığın canlanası ile Kuran-ı Kerim’deki, Hz. Musa’nın bilgili kişiyi (Hızır’ı) iki denizin birleştiği (Mecmau’l Bahreyn) yerde bulması, ölü balığın dirilmesi gibi anlatılarda çıkış figür ve karakterleri büyük benzerlik gösterir. Ancak tüm bunlara rağmen Sümer tabletleri vb arkaik dönem bulguları Hızır kültünün, bilinenden öte bir tarihe işaret eder.

14 Şubat Sevgililer Günü ve Hızır..

Hızır Orucu ve Hıdırellez Şenlikleri, coğrafyaya göre farklılıklar gösterir. Bazı yörelerdeki pratik uygulamaları ise spesifiktir.

Kuşkusuz Mezopotamya ve Anadolu halklarının zengin kültürel (inanç dahil) çeşitliliği binlerce yıl içinde bu mitik yapılar içinde form değiştirerek var olagelmiştir.

Günümüzde ya tamamen unutulmuş ya da unutulmak üzere olan Hızır ritüellerinden spesifik olanları birlikte okuyalım: 

o    Üç gün boyunca yanacak bir kütük ocağa atılarak, ateşin-ocağın sönmemesine (mecazi) atıf yapılır ve üçüncü günün oruç açımında önce, hanenin yaşlı kişisi tarafından şilan (kuşburnu) ağacından yapılmış darık/tarik (kutsal çubuk/sopa) ile bedenler sıvazlanır ve oruç açımında Şilan Şerbeti içilir. (9)

o    Balıkesir’de, Hızır’ın kırk gün boyunca üzerinde gezdiği düşünülen kır çiçekleri toplandıktan sora kırk gün suda bekletilir ve gün doğmadan cilde sürülür. Bu solüsyonun cildi güzelleştirdiğine inanılır.

o    Sivas’ta, ‘’Hızır Sopası’’ olduğuna inanılan delikli bir darık/tarik (kutsal çubuk) hasta vücuda sürülmesi sonucu ağrıları dindirdiğine inanılır.

o    Çoğunlukla Kürt Alevilerin yaşadığı bölgelerde Hızır Orucu sonunda 15 Şubat’ta büyük ilgi gösterilen sevgiliyi rüyada görme (bext-baht) ritüeli gerçekleşir. Bu ritüel etnik yapılara göre farklılıklar gösterir. Türkmen bölgelerinde (ve Romanlar) 6 Mayıs’ta kutlanan Hıdırellez şenliklerinde bu sevgili ritüeli, Kürt Alevilerde 15 Şubat’ta yapılır. Geleneğe göre evlilik çağına gelmiş gençler orucun son günü yani üçüncü günün gecesinde baht orucuna yatarlar. Genç kız ve erkelere atfedilen bu inanışa göre; orucun bitimine gelen perşembe günü, oruç açıldıktan sonra uyuyana kadar su içilmez. Hatta aşırı susamak için tuzlu yemek bile yenilir. Dilek tutularak yatılan uykuda, dilek sahibine kim su verirse o sevgili (evlenilecek kişi) olacaktır.

14 Şubat Sevgililer Günü, Romalı Aziz Valentine’e atfedilir. Söylenceye göre İmparator Claudius II, askere askere/savaşa gitsinler diye gençlere evlenmeyi yasaklamıştır. Ama Aziz Valentine, gençlere gizlice nikah kıyar, onları evlendirir, sevgili yapar ve kralın yasalarına karşı geldiği için de 14 Şubat günü idam edilir.

Alevilerdeki 15 Şubat rüya ritüeli yani bir çeşit sevgililer günü olmasının bu söylence ile alakası var mı bilmek zor. Ancak Mezopotamya ve Anadolu’nun, Batıya aktarılmış birçok kadim kültür geleneğinin bilgisi bu geleneğin de taşınmış olmasını mümkün kılabilir.

Arap ve Kürt Alevileri’nde Hızır inancı

Nusayrilerin Hızır inancı çok güçlü olmasına rağmen, örneğin Dersim bölgesi Hızır inancı ve ritüellerinden ayrışan temel özellikler vardır. Bunların en başatı ise Hızır Orucu ibadetidir.

Nusayriler üç günlük Hızır orucunu tutmazlar. Türkmenlerin 6 Mayıs’ta kutladığı Hıdırellez gibi bir şenlikleri var, ancak onu da Temmuz ayında yaparlar ki bunun Sümer geleneği (Temmuz-Dumuzi) olduğu düşünülüyor.

Nusayriler diğer Aleviler gibi Hızır’ın mekânsız (zaman ve mekan dışı) olduğuna inanmalarına rağmen sayısız Hızır mekanı inşaa etmekten geri durmamışlar.

Yine Nusayrilere göre Hızır, Adem’den beri farklı donlarda (kimliklerde) dünyaya gelmektedir. Hatay’daki Hızır figürünün, Hristiyan aziz St. Georgios’tan (Aya Yorgi) miras kaldığı rivayet edilir. O da Hızır gibi sürekli at üstünde gezermiş.

Samandağ bölgesindeki söylenceye göre Hıdırbey’de (günümüzde kutsal Hıdırlık ağacının olduğu köy) bir ab-ı hayat suyu (çeşmesi) varmış ve suyun başında bir ejderha beklermiş. Ejderha suyu insanlara vermek için her yıl güzel bir kız istermiş.

Yine böyle bir kurban zamanı geldiğinde, artık başka kız kalmadığı için kralın kızı (genç kadın) törenle sunulurken, dağdan inen bir çoban (St. Georgios) mızrağıyla ejderhayı öldürmüş. Kurtarılan kadın çobanla evlendirilmiş. (Bkz. Türk: 2002: 73)

Bu söylencenin bir benzeri Dersim’de anlatılır. Kürtçe (Kurmancî) olarak derlenen bir masalda (11) Serpene isimli kahraman, çeşmenin başını tutan ve kralın kızıyla evlenmek isteyen ejderhayı okuyla öldürür ve kralın kızıyla evlenir.

Ejderha mitosu Uzakdoğu ve Ortadoğu mitolojisinin başat figürüdür. Hristiyan ve Alevi söylencelerinde de sık rastlanır. Yine Sarı Saltık’a atfedilen bir benzeri söylenceye göre; Balkanlara irşat yaymaya giden Sarı Saltık, Bulgaristan’da karşılaştığı yedi başlı ejderhayı ok fırlatarak yaralar. Yaralı ejderha karşısında dara düşünce de Hızır yardımına yetişir. (Bkz. Ocak, 2005: 227.)

İki deniz iki su arasında 

Antakya’da çok sayıda Hızır mekânının bulunduğu biliniyor. Hatta Antakya’da bulunan mekânların Dersim’den fazla olduğunu da söylenebilir. Bu bölgede yaşayan Nusayrilerin benzeri kültlere duyduğu yoğun ilgi mekan yaratımını konsolide etmiş görünüyor.

Hızır’ın iki denizin-iki suyun birleştiği yerde-kayalıklarda yaşadığı rivayet edilir.

Yazılı ve sözlü kaynakların çoğu Karadeniz ve Hazar denizi arası, Ermenistan’da Kur ve Res (Aras) nehirleri arası, Ege Denizi ve birleşim alanları, Akdeniz’le Kızıldeniz arası, Ürdün ile Kuzum nehirleri arası gibi başlıca mekânları tarif eder. Ama Munzur ile Harçik’in (Pülümür Çay’ı) birleştiği yer deniz olmadığı gerekçesiyle söylenmez ya da bilinmez.

Bu iki su arasında bulunan Gola Çetu ziyareti olarak bilinen Hızır mekânı literatüre geçmemiş. (14)

Genç ve yaşlı çoğu Dersimli günlük konuşmasında ‘Allahım!’’ veya ‘’Tanrım!’’ yerine ‘’Hızır!’’ nidâsını kullanır. Hızır, Tanrı mertebesindeki ilahtır.

Onun için Bozatlı Hızır’, Dersim’de ‘’Hozatlı Xızır’’ olarak da kimlik bulur. Bunun coğrafik arka plan katkısı da var aslında: Hızır’ın mekanı olarak kutsanan ve iki suyun birleştiği (iki denizin) noktada olan mekânın bir benzeri Dersim’de var.

Dersim merkezdeki Gola Çetu Xızır Makâmı, Pülümür ve Munzur Çaylarının birleştiği noktadadır. Yani muhtelif anlatılarda geçen iki suyun buluşma noktası olarak yoruma açıktır. Hızır’ın yeryüzündeki en kadim makamı olarak ifade bulur.

Alevi inancına göre Hızır semavi dinlerdeki Tanrı gibi soyut değildir. O çoğunlukla ya bir dilenci ya da garip bir insan kılığında gelir.Onun için insan kalbini temiz tutmalı ve insanları şeklen değil özde görmeli ve kabul etmelidir. Bu yönüyle Hızır’ı ete kemiğe büründürüp, kendilerinden biri yaparlar. Kalbinizin temiz kalması dileğiyle, Hızır (Xizir) Orucunuz kabul ola…

Dipnot ve Kaynakçalar:

  1. Kavut; kızartılmış buğdayın öğütülmesiyle yapılan kutsal aş; Hızır Aşı.
  2. Delil, kalk Hızır gelmiş hanemize.
  3. Erdal Gezik: Alevi Hafızasını Tanımlamak, 2016 ve muhtelif.
  4. Heftamal: Heft: yedi, Mal 1: Ev, Mal: Beslenen hayvan.
  5. Kemal Bülbül: N. Aday kişisel arşiv, 2021.
  6. Rıza Yıldırım: Geleneksel Alevilik, 2018.
  7. Khanna Omarkhali: Kürdistan’da Dini Azınlıklar, 2014
  8. Hüseyin Türk: Nusayriler/Arap Aleviliği, 2002, Selahattin Tozlu-Naim Ürkmez: Nusayrîler, 2017
  9. Haşim Kutlu: Bozatlı Hızır, 2000.
  10. Hüseyin Türk: Nusayriler/Arap Aleviliği, 2002
  11. Hakan Aday: Çîrokên Dêrsim, yayınlanmamış kitap, kişisel arşivi)
  12. Dilşa Deniz: Yol/Rê – Dersm İnanç Sembolizmi, 2012
  13. Nesimi Aday: Hızır Dersimli Olabilir mi?, Dersim gazetesi, 2012
  14. Ahmet Yaşar Ocak: Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri, 2005

Bu makale 13 Şubat 2021 tarihinde bianet.org sitesinde yayımlandı.