Devletin ‘Katli Vacip’ Kulları; Aleviler

Devletin ‘Katli Vacip’ Kulları; Aleviler

HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu, 25-26 Haziran’da Dersim’de, Alevi dünyasıyla bir araya geldi. Alevilerin tüm yol süreklerinin davetli olduğu ve ‘’Canlar Hakikat ve Adalet İçin Buluşuyor – Serva Heqîqet û Edaletî Hevalcanî Yênê’’ başlıklı toplantının açılış konuşmasını HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar yaptı.

25 Haziran’da yapılan ve tam gün süren toplantıdan sonra, 26 Haziran’da, Dersimliler için kutsiyeti olan Anafatma Ziayeti, 38 Kayalıkları, Halvori Gözeleri ve Munzur Gözeleri ziyaret edildi. 38 Kayalıklarında, 1938 Katliamında yitirilen canların anısına Munzur Suyuna karanfil bırakıldı. Dersim tarihinin önemli mekanlarından biri olan Halvori Gözelerini ve Laç Deresini de ziyaret eden Alevi temsilcilere, bölgenin tarihi hakkında bilgi verildi.

Toplantıda Türkçe, Kürtçe (Kurmancî-Kirmanckî) ve Arapça sunumlar yapıldı; Metin Kahraman, Pınar Aydınlar, Ayfer Düzdaş ve Taner Özdemir gibi sanatçılar Alevi beyitleri okudu. Buluşmaya Türkmen ve Kürt Alevilerin yanı sıra Tahtacı Aleviler ile Bektaşiler de katılım gösterdi.

HDP’nin Alevi programını koordine eden Parti Meclisi üyesi ve Alevi Masası sorumlusu Nesimi Aday ile Dersim Alevi buluşması, Madımak Katliamı ve Sedat Peker’in Mehmet Ağar hakkındaki katliam iddiaları üzerine konuştuk.

N. Aday. Alevilerin hem inanç hem de fiziki olarak, bir kez daha tehdit altında olduğu şu günlerde; dayanışma içinde olmak istedik. Bilindiği gibi Sedat Peker, ‘’Derin Mehmet’’ dediği Mehmet Ağar’ın Alevilere yönelik yeni bir saldırı yapacağı iddiasında bulundu. Biz de Alevi canların yaşadıkları sıkıntıları onlardan bizzat duymak, bizlere yönelik eleştiri ve önerilerini almak, demokratik bir sitemin kurulması için birlikte neler yapılması gerektiği gibi birçok konuda cemal cemale muhabbet ettik.

Alevi canların çoğu ‘Eşit yurttaş’ olma taleplerini dile getirip, faşizm karşısında birlikte mücadele etmeyi önerdi. Ayrıca Alevi hareketinin, demokrasi güçleri arasında konum alırken, bağımsız olmaları gerektiğinin altı çizildi ve yaşanan haksızlıklara karşı demokrasi mücadelesi veren HDP gibi yapılarla yan yana gelmeyi elzem bulduklarını ifade ettiler. 

Toplantıda dile gelen şu cümleyi tekrar etmek isterim: ‘Bir Alevi Türk de olabilir Kürt de Arap da. Bizim inancımız sevgi, Kıblemiz insandır.’ HDP, inancı sevgi, kıblesi insan olan canlarla, Rıza Şehri Dersim’de bu çerçevede bir araya geldi.

– Türkiye kamuoyu bir süredir, devlet destekli mafya lideri Sedat Peker’in ifşalarıyla çalkalanıyor. Peker, Mehmet Ağar’ın Gazi Katliamını yaptırdığını ve yine Alevilere saldıracağını söyledi.

N.A. Peker eğer Alevilere yönelik algı oluşturmuyorsa ki bu çok olası, söyledikleri

Yabana atılır şeyler değil.

– Neden algı yaptığını düşünüyorsunuz?

N.A. Süleyman Soylu’nun da Sedat Peker’in de zaman zaman cemevlerini ziyaret ettikleri biliniyor. Yine Mehmet Ağar’ın Alevilerin sistem içinde tutmaya yönelik çalışmaları var. Örneğin Cem TV’nin satışında yönlendirici olduğu konuşuluyor. Öte yandan Soylu’nun danışmanları şu günlerde cemevlerini dolaşıyormuş. Peker bunları biliyordur olmalı ki Mehmet Ağar’ın Gazi Katliamı gibi yeni bir katliam yapacağı iddiasında bulundu. Peker’in, Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar’ı sergilemesi bu yönüyle bir algı operasyonu imajı yaratıyor olsa da söyledikleri yabana atılamaz. Sedat Peker’in Hz. Ali’den bahsetmesi ve Zülfükar ile poz vermesi, Elazığ’daki cemevlerinin haklı tepkisine neden oldu mesela. Fakat Elazığ’dan yapılan açıklamada dikkat çeken bir nokta var ki asıl sorun da o..

– Nedir o dikkat çeken şey?

N.A. Elazığ cemevleri, nedense sadece Sözcü Gazetesinde yayımlanan açıklamalarında Peker’e tepki gösterirken, Elazığlı Mehmet Ağar’ın adı anmadılar bile. Oysa Peker, Ağar’ın Alevilere yönelik yeni bir katliam tertiplediği iddia etti. Dolayısıyla insanın aklına, açıklamada imzası bulunan cemevlerinin Ağar ile ilişkisi var mı, varsa ne boyutta sorusu geliyor?

– Devlet içindeki çetelerin Alevilere ilgisini neye bağlıyorsunuz?

N.A. Balkanları kaybeden İttihatçılar, Anadolu’ya yüz çevirip ulus devlet kurmak için kollarını sıvadığında, Aleviler üzerine ekstra yoğunlaştılar. Türk ırkına dayalı devlet fikri için sosyal lojistiği seküler Türkmen Alevilerden devşirmeyi düşünmüş olmalılar ki bu alanda özel çalışmalar yaptılar. Türkmen Aleviler ve onlar kadar büyük bir nüfusa sahip Kürt Alevileri, Türklük potasında eritmek için özel çalışmalar yapıldı. 1925 yılında çıkarılan gizli Şark Islahat Planı, Fırat’ın batısında yerleşik bulunan Kızılbaş Kürtler özel hedef seçmişti. Yine 1935 yılında çıkarılan ve imha amaçlayan Tunceli Kanunu da bir başka majör örnek olarak hatırlanmalı. İttihatçı kadroların ‘Türk Milleti’ yaratma paradigması gereğince Türkmenlere propaganda ettikleri ‘Tüm Aleviler Türk’tür’ söyleminin yarattığı kof gurur bu gerçeği uzun yıllar boyunca perdeledi. 

Ama kavimler yurduna enjekte edilen tek millet, tek dil, tek inanç ağusu tutmadı. Özellikle Kürt Alevilerin itirazı bu tekçi politikayı adeta bozguna uğrattı. Onun İzzetin Doğan gibi kişiler üzerinden sistem dışına çıkan Alevilere yönelik özel programlar yaptılar. Fetullah Gülen hareketinin İzzetin Doğan’ın kurucusu olduğu Cem Vakfı ile yapmaya çalıştığı Cemevi-Camii projeleri bahsettiğim devlet ilgisinin içeriğini görmemiz için önemli bir örnektir.

– Devlette süreklilik esastır gibi ezber bir cümle var.. Devletin ‘iyi çocukları’ Peker ve diğerleri…

N.A. Devlet içinde, kendi deyimleriyle özel savaş yürüten ‘iyi çocuklar’ hep vardı, varlar. Çoğunlukla Kürtlere karşı kullanılan ve ‘vatansever’ iddiasında olan unsurların uyuşturucu, silah kaçakçılığı, gasp gibi kirli para kaynaklarının paylaşımı konusunda yaşadığı sorunlar, ölümle sonuçlanan çatışmalara da dönüştü; JİTEM’ci Cem Ersever bu iç çatışmaların birinde öldürüldü.

Aslında bu sarmalın en popüler figürlerinden birisi Teşkilatı Mahsusa tetikçisi Topal Osman’dır. Sedat Peker’in gözden düşmesi ya da düşürülmesi; kendisine verilen tüm kanlı planları fazlasıyla yerine getiren Topal Osman’ın akıbetini hatırlatıyor.

– Madımak ve Gazi Katliamlarının arkasında derin bir tarih mi yatıyor yani?

N.A: Bu coğrafyadaki Alevi katliamları çok eski tabi. Sadece Babai İsyanları ve Celali İsyanları incelendiğinde yüzbinlerce Alevinin katledildiği görülecektir. Ama yakın tarihimize bakarsak 1978 Malatya Katliamı ile başlar, 1995 Gazi Katliamıyla, şimdilik sona erer.

– Yani Malatya Katliamı bir başlangıç mı?

N.A. Evet. 1978’de Malatya Belediye Başkanı ‘’Kürt Hamido’’ lakaplı Hamit Fendoğlu posta yoluyla gönderilen bir bombalı paket sonu öldürülmüş, peşinden de Alevi yurttaşların ev ve işyerlerine faşist saldırı olmuştu. Bu saldırılar sonunda 8 kişi öldürülmüş, 100 kadarı yaralanmış, 1000’den fazla işyeri tahrip edilmiş ve akabinde Alevi göçü başlamıştı. 

Yine Eylül 1978 yılında ‘çocuk kavgası’ provokasyonu ile başlatılan ve 12 yurttaşın öldürüldüğü Sivas Katliamı. Bu katliamdan sonra başta Alevilerin yoğun yaşadığı Alibaba Mahallesi olmak üzere büyük göçler yaşanmıştı. 

1978 yılının Aralık ayında, ‘derin güçler’ Maraş’ı kana bulamak için; ‘’Aleviler sinemaya bomba attı’’ yalanı yaymış, Alevilere yapılan saldırı sonucu en az 120 yurttaş öldürülmüş, binlerce Alevi Maraş’ı terk etmişti. Bugün hala hayatta olan tanıklar; ‘Avrupa ülkelerinde yaşayan binlerce Maraşlının o yıllarda pasaport verilerek yurt dışına çıkması teşvik edildi’ ifadesi, toplumsal mühendislik yapıldığına işaret ediyor.

Yine Çorum’da da benzeri bir senaryo devreye sokulmuş, ‘Alevilerin köy basıp, Sünnileri öldürdüğü’, ‘camiyi yaktıkları’ gibi aslı olmayan haberler yayılmış, faşist çeteler Alevi mahallelerine yönlendirilmiş, yoğun bir direnişle karşılaşınca, mahalle içlerine girememiş, çoğunlukla mahalle dışında yaşayan yurttaşları katletmişlerdi. 

– Katliamlardan sonra hep nüfus göçertildi yani?

N.A. 1980 öncesi yapılan Alevi katliamlarının, Aleviler içinde büyümekte olan sosyalist solun bertaraf edilmesi ile bölgedeki SSCB etkisinin kırılması planlandığı görüşü var. NATO’da kurgulanıldığı düşünülen bu planın bir de Türkiye ayağı var tabi. Planın monoblok Alevi nüfusunun -ki çoğu Kürt Alevi- dağıtılmasına yönelik olduğunu düşünüyorum.

– Çoğunun Kürt Alevi olduğunu söylediniz….

N.A. Bahsettiğim katliamlar yapılırken Türk – Kürt Alevi ayrımı yapılmadı elbette ama Kürt Alevilerin sadece inanç kimliği baskılanmıyordu, onların bir de etnik kimlik sorunları vardı, hala da var. Koçgiri başta olmak üzere İç Toros Kürtlerinin etnik duyarlılığı hep yüksek olmuştur. İngiliz Binbaşı Noel, 1919 yılında çıktığı Kürdistan gezisinde Antep-Maraş-Malatya hattına özel önem vermişti. Maraş Katliamını kurgulayanların, Kürt ve Kürdistan bilincinin diri olduğu bu bölgeye operasyonel yaklaştığını düşünüyorum. Yine Terolar Mülteci Kampının aynı coğrafyaya kurulmasının, azalan Kürt Alevi nüfusla ilgili olabileceği fikrindeyim. Maraş Alevilerinin, Avrupa ülkelerindeki siyasal tutumları da hesaba katıldığında bu mülteci görünümlü kampın, toplum mühendisliği mührü taşıdığı söylenebilir.

Çorum Katliamı da hep Türkmen Alevi tandansıyla değerlendirildi. Elbette Çorum’daki katliam ve direnişi Kürt-Türk bağlamına oturtmak doğru olmaz ama Kürt Alevilerin varlığına nedense hiç değinilmiyor. Oysa Çorum bölgesinde hala yoğun bir Kürt Alevi nüfus var ve asimile oluyorlar. Yozgat, Amasya, Çorum, Samsun hattındaki Kürt nüfusu kaderine terk edilmiş durumda. Sinop Boyabat’taki Şeyh Bızınî köylerini de öyle. Ezcümle, yapılan katliamların, bir de bu gözle değerlendirilmesini öneriyorum.

– Madımak Katliamına kadar….

N.A: 1980 Çorum Katliamından, 1993 Madımak Katliamına kadarki süreçte Alevilere yönelik kitlesel bir saldırı gözlemlenmedi. Çünkü devlet ve emrindeki çetelerin yeni bir ‘uğraş’ alanı vardı artık; Kürdistan İşçi Partisi (PKK), 1984 yılında ‘Bağımsız ve Birleşik Kürdistan’ için silahlı mücadeleye başlamıştı. Örgüt 90’lı yıllara gelindiğinde, silahlı gerilla sayısını arttırmış ve etki sahasını Sivas’ın batısına kadar taşımıştı. Bu yayılmanın önü kesilmeliydi.

2 Temmuz 1993 yılında Sivas’ta, Türkiye ve dünyayı şok edecek bir aydın kırımı yaşandı. Pir Sultan Abdal Şenliklerine giden 33 aydın, sanatçı ve yazar, tekbir nidaları eşliğinde ateşe verilip, katledildi. 

Katliamın görünen sebebi şuydu; Salman Rüşdi’nin ‘Şeytan Ayetleri’ kitabının muhalif yazar Aziz Nesin tarafından yayımlanma girişimi. Ahmet Nesin, Aydınlık Gazetesinde yayımlanan Şeytan Ayetleri bölümlerinin babası Aziz Nesin’in bilgisi dışında, Doğu Perinçek tarafından yayımlandığını söyledi. 

Sivas’ta çıkan yerel gazete sahiplerinin TBMM araştırma komisyonuna verdiği beyanlarda ‘PKK’nin, TİKKO ve DHKP-C iş birliğiyle bölgede örgütlenmeye çalıştığı, silahlı birliklerin Sivas ve Karadeniz arasında bir hat açmaya çalıştıkları iddiasında bulunup katliamın arka planına dikkat çekmişlerdi. 

Silahlı Kürt gruplarının o yıllarda Karadeniz’e açılım yaptığı ve bu açılımı, tırnak içinde söylersek enternasyonalist Alevi gençler üzerinden kurguladığı, pratiğe geçirdiği biliniyor. Sivas yerel basınının da işaret ettiği gibi, gerilla güçlerinin Sivas ve Tokat üzerinden Karadeniz sahasına bir hat çizmek istediği bilgisi devletin de notları arasında olmalı. Dolayısıyla derin ve gizli bir elin Madımak Katliamını bu sebepten dolayı, fanatik Müslümanlara yaptırdığı düşünülebilir. Çünkü Madımak Katliamının yapılmasına sebep ikna edici bir argüman hala ortaya konulmuş değil. Yine devletin tüm kurumlarıyla saatler boyunca seyirci kalması ve adeta sonucu beklemesi de başka bir derin planın olduğuna işaret sayılabilir. Elbette bu söylediklerim araştırılmaya değer, olasılıklar.

*Hasan Akbaba’nın yaptığı bu haber-söyleşi 9 Temmuz 2021 tarihinde Yeni Yaşam Gazetesinde ‘’Yol bir, sürek bin bir’’ başlığıyla yayımlandı…

Bir garip insan kılığında gelir kapınıza Hızır

Hızır, Xızır, Hazır, Nazır…

Babam anlattıydı: “Babam ölmüş, yetim bir çocuk olarak anamla bir birimize tutunmuşuz. Üç günlük Hızır (Xizir) Orucunu tutan anam, son günün gecesi kawutunu (1) özene bezene hazırladı, sonra bir bezle güzelce sarıp, kendince evde itibarlı gördüğü bir köşeye bırakıp, Hızır’ın gece gelip hünerli ve bereketli ellerini sürmesini dileyip, uyudu.

Üç ya da dört yaşlarında olmalıyım, aklım olanlara eriyor. Anamın uyumasını bekledim. Kalkıp özenle sarılmış çıkını, yine özenerek açtım ve anneme sabah sevinci niyetine sol elimi kawuta bastırdım.

Sabah anamın sesiyle uyandım: ‘Delîl.. Delîl rabe, Xizir hatiye mala me..’’ (2) Anam sevincini bir hawarla tüm komşu teyzelere duyurdu; hanemize Hızır’ın bereketi gelmişti.

O sabah ne anam ne de onun bahtiyarlığına canı gönülden ortak olan komşularımız, qawutun üzerindeki minnacık el izinin koca sakallı Bozatlı Hızır’a ait olamayacağı ihtimalini akıllarına bile getirmediler..’’

Bir yetim olan babam ve annesinin hanesine elbette el verecekti Hızır; çünkü çağırmışlardı; çünkü yetim bir çocuğun ve dul bir kadının çağrısına bigane kalmaz imiş Hızır.

Zamanın ve mekanın ötesinde

Hızır kültünün olduğu bütün kültürlerde zaman ve mekana sığmayan bir ‘ilahtır.’

Hızır’a dair ortak bir bellek oluşmuştur. O zamanların ve mekanların dışında bir yerdedir ama uzak değildir. Hep hazır ve nazırdır. Musa Peygamber’e sabır ve bilgi öğütleyen insan-ı kâmil olarak tarihe yazılmıştır.

Ab-ı hayat içip ölümsüzlük mertebesine varmış, bilgi ve görgü hazinesine sahip; darda kalanın imdadına yetişen, dertliye derman bulan, hasta olana şifa getiren, kısmet açan, sabırlı olmayı öğreten, zor zamanda mucize yaratan, kalbi pak olanın, kendisini çağıranın hep yanındadır.

O en çok da öksüz ve yetimlerin, yoksulların, mazlumların, dertlilerin darına yetişen ak sakallı bir ermiştir ve kendisi gibi ölümsüz olan boz bir atı vardır; onun için bir adı da ‘’Bozatlı Hızır’’dır.

Çileya Mezin, Çileya Paşin…

Kürt Alevi inancına (Rêya Heq-Hakyolu) göre; yıl ‘çile’ zaman aralığında ikiye ayrılır. İlk zaman dilimi 40, ikincisi, 20 ve üçüncüsü de 30 gün olmak üzere toplam 90 gün eder. Kürtçe “Çileya Mezin’’ (Büyük Kırk) denilen ve 40 (çil) gün süren bu zaman dilimi (21 Aralık-30 Ocak) aynı zamanda dervişlerin kırk günlük çilesine de tekabül ediyor. Yine yeni yıl bayramı olan Gağan (Gaxan) da bu sure içinde kutlanır. (Bkz. Gezik: Muhtelif.)

30 Ocak ile 20 Şubat zaman aralığına da ‘’Çileya Paşin’’ yani ‘’Son kırk’’ deniliyor. Hızır Orucu ise bu ikinci kırklık zaman diliminin sonu olan 20-21 Şubat’a kadar bitmiş oluyor.

Hızır Orucundan sonra ise Heftemal/Hewtomal (4) günleri başlar. Cemrenin evrelerini içermesi bağlamında kainatın yedi günde yaratılması mitosuna kaynaklık eden bu günler ağırlıklı olarak Dersim ve Koçgiri bölgesinde silik olsa da yaşanıyor hala.

14 Mart – 21 Mart arasında geçen Heftemal/Hewtomal günleri bu döngüsel takvimin unsurlarından biri olarak önem arz eder.

Dört elementin (hava, su, toprak, ateş) yaşam döngüsündeki devri daimi 186 gündür. 21 Mart Newroz Bayramı ile başlayan bahar 5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece yaz mevsimine dönüşür ve 8 Kasım’a kadar döngüyü devam ettirir. 6 Mayıs’ta başlayıp 8 Kasım’a kadar devam eden süre ise yılın ikinci yarısı olarak hesaplanır.

Bu iki zaman aralığında yeni yıl olarak kutlanan Gağan (Gaxan) ile başlayıp, 13-14-15 Şubat’ta Hızır Orucu (Roj(c)iya Xizir), 14-21 Mart arasında kutlanan Heftemal gibi kutsal günlerle Newroz’a ordan da Hıdırellez’e varır. (5)

Hızır Orucu ve lokması..

Hızır inancı, İran, Azerbaycan, Irak, Suriye, Lübnan, Cezayir gibi daha birçok ülke ve bölgede kabul görür.

Hıdırellez törenleri Türkiye, Irak ve Kuzey Makedonya tarafından UNESCO’ya İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesine başvurusu yapılmıştır.

Adıyla anılan iki kutsal gün binlerce yıldır anılıp, kutlanıyor.

İlki şu günlerde tutulan (cemrenin düşmesi) ve hak sayılan Hızır Orucu (Rojiya Xizir), onun kutsal aşı olan kawutun bir lokma olarak pay edilmesi ve oruç bitiminde yapılan Hızır Cemidir.

Diğeri de bir bahar şöleni (doğanın kendini yenilemesi) olan Hıdırellez (Hızır/Hıdır-İlyas) şenlikleridir.

Alevi Türkmenler‘in bir kısmı asimilasyondan kaynaklı bu hak orucunu tutmazlar ve Sünnileşen halkın büyük bir kısmı da Hızır’ı kutsar ama orucunu tutmaz, kutsal yemeği olan kawutu bilmez. Ama bahar bayramı olan Hıdırellez popüler bir figür olarak eğlenceli bir şekilde kutlanır.

Kürt Aleviler ve onlarla komşu olan Türkmen Aleviler ise çoğunlukla 13-14-15 Şubat’ta (son günün perşembe olması kaydıyla..) bir ibadet olarak üç gün oruç tutarlar. Tokat Alevileri başta olmak üzere yedi gün tutan da var. (Bkz. Yıldırım, 2018: 283)

Ama bu yedi günlük oruç, 12 İmam Orucunda olduğu gibi ‘karşılama’ günleri ile çoğalmıştır. Bir başka farklılık da lokma kısmında yaşanır. Kürt Alevilerin ekseri çoğunluğu kawut aşı yaparken, Türkmen, Çepni ve Tahtacılar’da kömbe lokması dağıtırlar.

Yine yöreye göre değişen kurban adağı da vardır. Ama Hızır Cemi, biçimsel değişimler gösterse de hemen hemen tüm Alevilerde ortak yapılan bir ibadettir.

Aşiret yapısının güçlü olduğu Dersim gibi dağlık bölgelerde ise Pir tüm cemlere yetişsin diye cem törenleri sıraya konulur. Bu nedenle Hızır Orucu ve Cemi aşiretler arasında statik değil, ihtiyaca göre yer değiştirir.

Hızır’da tutulan üç günlük oruç Yarsanilerde (Raê Haq) kışın tutulan üç günlük Marnow Orucu (Eyd-e Khâwankâr) ve akabindeki Khawankar bayramı ile aynı köken olabilir. Ancak bu konuda yeterli literatür oluşmamıştır henüz. 

Yine üç gün tutulan bir ‘kurtuluşu’ orucu olan ‘’Qawaltas’’, Hızır orucu gibi kışın tutulur. Ama bu iki oruç da Sultan Sahak’a adanmıştır. Bu oruç ve bayramlarda Hızır’ın adı geçmediği gibi Qawut ritüeli de yoktur. (Bkz. Omarkhali, 2014: 56)

Dersim hinterlandında (ve ayrıca Çorum-Maraş-Erzurum-Kars) kutsiyeti ve manası yüksek olan üç günlük Hızır Orucunun, Nusayrilerde ve Türkmen Alevilerde hemen hiç tutulmaması, orucun Yaresan bölgesinden biçim değiştirerek (ya da orada biçim değiştirerek) günümüze kadar geldi sanılıyor.

Oruç ve ona bağlı ritüellerin Nusayriler’de görülmemesi dışında da başka yapısal farklar vardır. Örneğin Dersim ve Antakya (daha çok Samandağ) arasındaki Hızır inanç farklılıklarında biri makam/mekanlardır.

Dersim (ve Kürt Alevi bölgeleri) bölgesindeki Hızır makamlarının doğal yapılardan oluşmuş olmasına rağmen, Antakya-Samandağ bölgesindeki makamların büyük kısmı insanlar tarafından yapılmıştır. (Bkz. Türk, 2002: 78, Tozlu-Ürkmez, 2017)

Bu bölgede rüya vb. içsel göstergelerin bir şeyhin desturuyla makama dönüşmesi geleneği oldukça yaygındır. Mekansız olduğuna inanılan Hızır’a insan eliyle çok sayıda mekan/makam üretilmesi bir paradoks olarak görülebilir.

Sümer tabletlerinden Kuran’a Hızır kültü..

Sümer tabletlerindeki Gılgamış’ın denizin dibinde ölümsüzlük otunu araması, yılanın otunu çalması, ölümlü olduktan sonra Enkidu ile karşılaşması ile Kitab-ı Mukaddes’teki ölümsüz İlya ve Elişa’nın (peygamberlerin) seyahatleri esnasında iyilik, bereket ve şifa dağıtması ile İskender’in ölümsüzlük çeşmesini (Ab-ı hayat) ararken ölü balığın canlanası ile Kuran-ı Kerim’deki, Hz. Musa’nın bilgili kişiyi (Hızır’ı) iki denizin birleştiği (Mecmau’l Bahreyn) yerde bulması, ölü balığın dirilmesi gibi anlatılarda çıkış figür ve karakterleri büyük benzerlik gösterir. Ancak tüm bunlara rağmen Sümer tabletleri vb arkaik dönem bulguları Hızır kültünün, bilinenden öte bir tarihe işaret eder.

14 Şubat Sevgililer Günü ve Hızır..

Hızır Orucu ve Hıdırellez Şenlikleri, coğrafyaya göre farklılıklar gösterir. Bazı yörelerdeki pratik uygulamaları ise spesifiktir.

Kuşkusuz Mezopotamya ve Anadolu halklarının zengin kültürel (inanç dahil) çeşitliliği binlerce yıl içinde bu mitik yapılar içinde form değiştirerek var olagelmiştir.

Günümüzde ya tamamen unutulmuş ya da unutulmak üzere olan Hızır ritüellerinden spesifik olanları birlikte okuyalım: 

o    Üç gün boyunca yanacak bir kütük ocağa atılarak, ateşin-ocağın sönmemesine (mecazi) atıf yapılır ve üçüncü günün oruç açımında önce, hanenin yaşlı kişisi tarafından şilan (kuşburnu) ağacından yapılmış darık/tarik (kutsal çubuk/sopa) ile bedenler sıvazlanır ve oruç açımında Şilan Şerbeti içilir. (9)

o    Balıkesir’de, Hızır’ın kırk gün boyunca üzerinde gezdiği düşünülen kır çiçekleri toplandıktan sora kırk gün suda bekletilir ve gün doğmadan cilde sürülür. Bu solüsyonun cildi güzelleştirdiğine inanılır.

o    Sivas’ta, ‘’Hızır Sopası’’ olduğuna inanılan delikli bir darık/tarik (kutsal çubuk) hasta vücuda sürülmesi sonucu ağrıları dindirdiğine inanılır.

o    Çoğunlukla Kürt Alevilerin yaşadığı bölgelerde Hızır Orucu sonunda 15 Şubat’ta büyük ilgi gösterilen sevgiliyi rüyada görme (bext-baht) ritüeli gerçekleşir. Bu ritüel etnik yapılara göre farklılıklar gösterir. Türkmen bölgelerinde (ve Romanlar) 6 Mayıs’ta kutlanan Hıdırellez şenliklerinde bu sevgili ritüeli, Kürt Alevilerde 15 Şubat’ta yapılır. Geleneğe göre evlilik çağına gelmiş gençler orucun son günü yani üçüncü günün gecesinde baht orucuna yatarlar. Genç kız ve erkelere atfedilen bu inanışa göre; orucun bitimine gelen perşembe günü, oruç açıldıktan sonra uyuyana kadar su içilmez. Hatta aşırı susamak için tuzlu yemek bile yenilir. Dilek tutularak yatılan uykuda, dilek sahibine kim su verirse o sevgili (evlenilecek kişi) olacaktır.

14 Şubat Sevgililer Günü, Romalı Aziz Valentine’e atfedilir. Söylenceye göre İmparator Claudius II, askere askere/savaşa gitsinler diye gençlere evlenmeyi yasaklamıştır. Ama Aziz Valentine, gençlere gizlice nikah kıyar, onları evlendirir, sevgili yapar ve kralın yasalarına karşı geldiği için de 14 Şubat günü idam edilir.

Alevilerdeki 15 Şubat rüya ritüeli yani bir çeşit sevgililer günü olmasının bu söylence ile alakası var mı bilmek zor. Ancak Mezopotamya ve Anadolu’nun, Batıya aktarılmış birçok kadim kültür geleneğinin bilgisi bu geleneğin de taşınmış olmasını mümkün kılabilir.

Arap ve Kürt Alevileri’nde Hızır inancı

Nusayrilerin Hızır inancı çok güçlü olmasına rağmen, örneğin Dersim bölgesi Hızır inancı ve ritüellerinden ayrışan temel özellikler vardır. Bunların en başatı ise Hızır Orucu ibadetidir.

Nusayriler üç günlük Hızır orucunu tutmazlar. Türkmenlerin 6 Mayıs’ta kutladığı Hıdırellez gibi bir şenlikleri var, ancak onu da Temmuz ayında yaparlar ki bunun Sümer geleneği (Temmuz-Dumuzi) olduğu düşünülüyor.

Nusayriler diğer Aleviler gibi Hızır’ın mekânsız (zaman ve mekan dışı) olduğuna inanmalarına rağmen sayısız Hızır mekanı inşaa etmekten geri durmamışlar.

Yine Nusayrilere göre Hızır, Adem’den beri farklı donlarda (kimliklerde) dünyaya gelmektedir. Hatay’daki Hızır figürünün, Hristiyan aziz St. Georgios’tan (Aya Yorgi) miras kaldığı rivayet edilir. O da Hızır gibi sürekli at üstünde gezermiş.

Samandağ bölgesindeki söylenceye göre Hıdırbey’de (günümüzde kutsal Hıdırlık ağacının olduğu köy) bir ab-ı hayat suyu (çeşmesi) varmış ve suyun başında bir ejderha beklermiş. Ejderha suyu insanlara vermek için her yıl güzel bir kız istermiş.

Yine böyle bir kurban zamanı geldiğinde, artık başka kız kalmadığı için kralın kızı (genç kadın) törenle sunulurken, dağdan inen bir çoban (St. Georgios) mızrağıyla ejderhayı öldürmüş. Kurtarılan kadın çobanla evlendirilmiş. (Bkz. Türk: 2002: 73)

Bu söylencenin bir benzeri Dersim’de anlatılır. Kürtçe (Kurmancî) olarak derlenen bir masalda (11) Serpene isimli kahraman, çeşmenin başını tutan ve kralın kızıyla evlenmek isteyen ejderhayı okuyla öldürür ve kralın kızıyla evlenir.

Ejderha mitosu Uzakdoğu ve Ortadoğu mitolojisinin başat figürüdür. Hristiyan ve Alevi söylencelerinde de sık rastlanır. Yine Sarı Saltık’a atfedilen bir benzeri söylenceye göre; Balkanlara irşat yaymaya giden Sarı Saltık, Bulgaristan’da karşılaştığı yedi başlı ejderhayı ok fırlatarak yaralar. Yaralı ejderha karşısında dara düşünce de Hızır yardımına yetişir. (Bkz. Ocak, 2005: 227.)

İki deniz iki su arasında 

Antakya’da çok sayıda Hızır mekânının bulunduğu biliniyor. Hatta Antakya’da bulunan mekânların Dersim’den fazla olduğunu da söylenebilir. Bu bölgede yaşayan Nusayrilerin benzeri kültlere duyduğu yoğun ilgi mekan yaratımını konsolide etmiş görünüyor.

Hızır’ın iki denizin-iki suyun birleştiği yerde-kayalıklarda yaşadığı rivayet edilir.

Yazılı ve sözlü kaynakların çoğu Karadeniz ve Hazar denizi arası, Ermenistan’da Kur ve Res (Aras) nehirleri arası, Ege Denizi ve birleşim alanları, Akdeniz’le Kızıldeniz arası, Ürdün ile Kuzum nehirleri arası gibi başlıca mekânları tarif eder. Ama Munzur ile Harçik’in (Pülümür Çay’ı) birleştiği yer deniz olmadığı gerekçesiyle söylenmez ya da bilinmez.

Bu iki su arasında bulunan Gola Çetu ziyareti olarak bilinen Hızır mekânı literatüre geçmemiş. (14)

Genç ve yaşlı çoğu Dersimli günlük konuşmasında ‘Allahım!’’ veya ‘’Tanrım!’’ yerine ‘’Hızır!’’ nidâsını kullanır. Hızır, Tanrı mertebesindeki ilahtır.

Onun için Bozatlı Hızır’, Dersim’de ‘’Hozatlı Xızır’’ olarak da kimlik bulur. Bunun coğrafik arka plan katkısı da var aslında: Hızır’ın mekanı olarak kutsanan ve iki suyun birleştiği (iki denizin) noktada olan mekânın bir benzeri Dersim’de var.

Dersim merkezdeki Gola Çetu Xızır Makâmı, Pülümür ve Munzur Çaylarının birleştiği noktadadır. Yani muhtelif anlatılarda geçen iki suyun buluşma noktası olarak yoruma açıktır. Hızır’ın yeryüzündeki en kadim makamı olarak ifade bulur.

Alevi inancına göre Hızır semavi dinlerdeki Tanrı gibi soyut değildir. O çoğunlukla ya bir dilenci ya da garip bir insan kılığında gelir.Onun için insan kalbini temiz tutmalı ve insanları şeklen değil özde görmeli ve kabul etmelidir. Bu yönüyle Hızır’ı ete kemiğe büründürüp, kendilerinden biri yaparlar. Kalbinizin temiz kalması dileğiyle, Hızır (Xizir) Orucunuz kabul ola…

Dipnot ve Kaynakçalar:

  1. Kavut; kızartılmış buğdayın öğütülmesiyle yapılan kutsal aş; Hızır Aşı.
  2. Delil, kalk Hızır gelmiş hanemize.
  3. Erdal Gezik: Alevi Hafızasını Tanımlamak, 2016 ve muhtelif.
  4. Heftamal: Heft: yedi, Mal 1: Ev, Mal: Beslenen hayvan.
  5. Kemal Bülbül: N. Aday kişisel arşiv, 2021.
  6. Rıza Yıldırım: Geleneksel Alevilik, 2018.
  7. Khanna Omarkhali: Kürdistan’da Dini Azınlıklar, 2014
  8. Hüseyin Türk: Nusayriler/Arap Aleviliği, 2002, Selahattin Tozlu-Naim Ürkmez: Nusayrîler, 2017
  9. Haşim Kutlu: Bozatlı Hızır, 2000.
  10. Hüseyin Türk: Nusayriler/Arap Aleviliği, 2002
  11. Hakan Aday: Çîrokên Dêrsim, yayınlanmamış kitap, kişisel arşivi)
  12. Dilşa Deniz: Yol/Rê – Dersm İnanç Sembolizmi, 2012
  13. Nesimi Aday: Hızır Dersimli Olabilir mi?, Dersim gazetesi, 2012
  14. Ahmet Yaşar Ocak: Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslâm Öncesi Temelleri, 2005

Bu makale 13 Şubat 2021 tarihinde bianet.org sitesinde yayımlandı.

DİRENİŞİN TARİHSEL KÖKLERİ VE GÜNÜMÜZE YANSIMALARI

‘‘Zalimin talim ettiği yola minnet eylemem’’ 

Seyyid Nesîmî

 

Doğada olan hemen her şey zıtlarıyla vardır. Gecenin zıddı gündüzdür. Dişi, erkeğin varlık nedenidir. Doğru, yanlışla anlam bulur. İyiliğin karşısında kötülük vardır. Zulüm isyanı, isyan direnişi, direniş devrimi doğurur. Tez ve antitezin ortaklığı diyalektiği yaratır. Akıl yaşamı besler, bilgi aklı.

İnsan bilgisi ve algısı oranında dünyayı algılar. Bilgisi dışındaki şey’leri masala içerik yapar, totemlerle açıklar. Vikingler ayı ve güneşi yiyen Skoll ve Hati isimli kurtların kıyamete sebep olacağına inanır, ayı ve güneşi kurtarmak için gürültü çıkarırlarmış. Bir çok ‘eski dünya’ insanı, dünyanın gölgesine giren ay’ı kurtarmak veya ayın gölgesinde kalan güneşi kurtarmak için teneke çalıp, silah patlatırmış.

Gökbilimcilerin, evreni, gözlem ve deney sonuçlarıyla açıklamaya başlaması, bir zamanlar gerçekle eşdeğer tutulan mitolojik hikayeleri masallaştıracak, çocukların eğlencesi mertebesine düşürecekti. Teleskop bulununca teneke gürültüsü kesilecek, ‘güneşi hapseden’ cinler unutulacaktı. Güneşin tutulmasını doğal nedenlerle açıklayan Thales, büyücülerin oluşturduğu mitleri itibar kaybına uğratacaktı.

Continue reading

Biz Çıktığımız Dağdan İnmedik Daha

Bir düş kuramcısı olarak Şair Mehmet Çetin

Şair, yazar, düşyoldaşımız Mehmet Çetin’in kalbi, 9 Kasım 2020’de, İstanbul’da durdu. Onu çok sevdiği mezrası Kurêderşi’de Munzur Dağlarına bakan bir tepenin yamacında, yüzünü asmin çiçeği gibi güneşe çevirip, Ağbaba Ziyaretgahına dönük şekilde sırladık. Devri, zamanın uğraklarında daim olsun diye toprağına şiir kitapları ve meşe palamudu ektik.

Mehmet Çetin, bizcesi ile MÇ, gitmeden önce; ‘’iyi bir hayat yaşadım ben, üzülmeyin’’ demişti. Ama benden geriye ne kalsın diye sorarsanız ‘yazdığım en güzel şiir hayatımdı’ demek isterim. (Ogitto.com)  ‘’..de’’ diyerek hayatına direnç katan mottosunu fısıldamıştı: ‘’biz çıktığımız dağdan inmedik daha.’’ Continue reading

Soysal İkilem ya da Distopya Olmak

 

Yapay zeka çağının insan yiyicileri; beynimizi hackleyen algoritmalar üzerine bir kritik…

Continue reading

4 MAYIS 1937’DE DERSİM SOYKIRIMI İÇİN KARAR İMZALANMIŞTI

Kişilerin ve toplumların sağaltılmayan yaraları, ömürlerinin kadranında zaman eskitip, basitten karmaşığa evirilip, döngüsel bir tarih oluşturunca acı da ritüelleşir. Acıyı anlatabilse yaşayan, anlayabilse dinleyen, iki kuşak arasında sönümlenebilir ve üçüncü kuşağa ritüel olarak aktarılmamış olur. Ancak Dersim Soykırımı örneğinde olduğu gibi tanık olan, yeni nesli korumak için anlatmaktan kaçınmış, yarasını sağaltmanın yolu olarak susmayı seçmiştir.

Continue reading

‘Almanya Soykırıma Ortak Oldu’

Seyid Rıza’nın, Laçinan Deresi katliamında sağkurtulan kızı Leyla, farklı farklı silahlar kullanıldığını, hatta son bir silahın ateşinden sonra öldürülen çocukların masmavi olduğunu söyler. İşte o çocuk cesetleri üzerindeki mavi boyanın klor (Chloracetophenon) ve İperit gibi gazların izleri olduğunu, ortaya çıkardığımız bu belgelerden anlıyoruz. Belgelerde yazılanlara bakılınca, 1937-38 yıllarında yapılan Dersim Soykırımı’na Almanya ve Amerika’da iştirak etmiş.

Continue reading

ŞEYH SAİD DERSİM’E GELDİ Mİ?

Alevi kamuoyunu yıllardır meşgul eden bir istihbarat hikayesi var. Kulaktan kulağa anlatılan bu söylencenin bugüne kadar hiç bir kanıtı bulunamadı. Sözde Şeyh Said, konuk olduğu Seyid Rıza’nın yemeğini, ‘‘Alevilerin kestiği yenilmez’’ diyerek ret etmiş ve Seyid Rıza da ‘‘yemeğimizi yemeyenle nasıl birlik olacağız ki!’’ demiş.

Continue reading

ZİL ÇALDI

Annem evde bulduğu ablamdan kalma birkaç defter ve kitabı, şeffaf bir naylon torbaya tıkıştırıp, ‘‘haydi, sen de git okula’’ demişti.

Afallamıştım. Yaşamım kaçtı bilmiyordum, yedi mi?!

Sonra yan köy/mezradaki okula gitmek için bayır aşağı bağıra çağıra koşan arkadaşlarıma yetişmiş, bir süre, hayatımdaki bu yeni ‘şey’i anlamaya çalışmıştım.

Dizlerim titriyordu.

Çok heyecanlıydım.

Yan köye varmak için dere ve tepeleri tırmanmak gerekiyordu.

Ama ben dik olan bir yokuşu tırmanamamış, yarısında kesilmiştim.

Continue reading

EKİNOKS MUCİZESİ

Erzurumlu İbrahim Hakkı, 1734 yılında Tillo’da yaptığı bir manuel sistemle, hocası İsmail Fakirullah’ın mezarını aydınlatmış.

“Uzayın yollarını Tillo sokaklarından daha iyi bilirim” diyen İbrahim Hakkı’nın Siirt’in Tillo (Süryanice “Yüksek Ruh”) ilçesinde bulunan yapıları, arada aksatılsa da hala işlevlerini sürdürüyor.

21 Mart ve 23 Eylül’de doğan güneşin ilk ışıkları, duvarın ortasında bulunan pencereden süzülüp, kuledeki aynaya yansıdıktan sonra ışığın kırılması yöntemiyle pencereden türbeye ve oradan da İsmail Fakirullah’ın mezar başını aydınlatıyor.

Continue reading

« Older posts

© 2021 Nesimi Aday

Theme by Anders NorenUp ↑